“BABA OLMAK ZOR ZANAAT”

“Anne, gezindiğin bağ; baba, yas­landığın dağ” demişler… İnsan sırtını kime yaslar? Güvendiği bir­ine. Hayat boyu sırtını kime yaslar? En güvendiğine… Demek ki baba demek, güven demek. Destek olmak … Klasik roller var. Annelerimizin ya da büyükannelerimizin ev kadınlığı yaptığı, dışarıda çalışma işini ise ba­balara bıraktığı bir kültürden geliyoruz. Yani evi geçindirme sorumluluğu baba­dadır. Günümüzde her […]
Genel - 20 Kasım 2017 15:32 A A

“Anne, gezindiğin bağ; baba, yas­landığın dağ” demişler…

İnsan sırtını kime yaslar? Güvendiği bir­ine. Hayat boyu sırtını kime yaslar? En güvendiğine… Demek ki baba demek, güven demek. Destek olmak …

Klasik roller var. Annelerimizin ya da büyükannelerimizin ev kadınlığı yaptığı, dışarıda çalışma işini ise ba­balara bıraktığı bir kültürden geliyoruz. Yani evi geçindirme sorumluluğu baba­dadır. Günümüzde her ne kadar kadınlar da artık büyük ölçüde çalışma hayatının içerisine girip eve ekmek getiriyor ol­salar da, yine de asıl görev erkeklerde. Kadının çalışmama gibi bir lüksü var, ama erkeğin yok.

İşte bu noktada, erkeğin birinci derecede odaklandığı yer işi oluyor. Ev­leniyor, barklanıyor, çoluk/çocuk sahibi oluyor ama hayatının merkezinde hep işi var. Çünkü çalışmayan erkeğin kimseye hayrı dokunmuyor. Çünkü işi olmayana eş de vermiyorlar, ev de vermiyorlar.

Eşinden, çocuğundan başlayarak tüm topluma sıçrayan görünmez yargı bu.

Diyeceğim şu ki, bir kadın anne old­uğunu hissettiği an, bebeğini kucağına al­dığı an ne hisseder? Mutlaka, yavrusunu emzireceğini, doyuracağını, altını temi­zleyeceğini, onu nasıl sevgi ve şefkat ile koruyacağını düşünür. İyimserdir. Bu yüzden çocuk ile anne arasında masum ve sevgiye dayalı bir ilişki kurulur.

Ya baba?.. “Müjde, baba oldun” sözü ile birlikte hayatın acımasızlığı, geçim sorunu ve daha bir yığın şey gözlerin­in önünden geçer. Onun ihtiyaçlarını layıkıyla karşılayabilecek midir, iyi okul­larda okutabilecek midir, iyi bir istikbal verebilecek midir, bisikletini, oyuncağını, bilgisayarını alabilecek midir?.. Endişe ve korkular peş peşe gelir.

Ve o günden sonra baba artık çocuğu ya da çocukları için yaşamaya başlar. Onlar için üretmeye, onlar için azar işit­meye, onlar için mesaiye kalmaya, on­lar için evinden, ailesinden, yuvasından günlerce uzak kalmaya…

Yerin yüzlerce metre altında uzun saatlerdir gün ışığından ayrı kalan, zift bir ortam soluyan madenciyi orada tutan çocuklarıdır.

Gece bekçisini herkesin sıcacık yatağında uyuduğu saatlerde o kış ayazı­na mahkum eden, uykusuz bir geceyi tamamlatan da çocuklarına götürmesi gereken sıcacık bir ekmeğin hayalidir.

Muhasebeciyi milyonluk rakam­lar arasında oynarken ve o rakamların binde birini kendine maaş olarak alırk­en dikkatini dağıtmayan da çocuklarına karşı duyduğu sonsuz sorumluluk duy­gusunun verdiği güçtür.

Yüzlerce çocuğu hayata hazırlarken, onlara doğruluk ve erdemi öğretirken geçim zorluğu çektiği için durakta abon­man, pazarda limon, metro girişinde mendil satan öğretmenin, o sırada bir öğrencisi ya da bir öğrenci velisiyle karşılaştığında kızaran yüzünü tekrar gülümseten de çocuğuna vereceği bir oyuncağı alabilmiş olmasıdır.

Dışarıda ekmek aslanın ağzında ve bu vahşi aslanın midesine uzanan o ba­banın eli, o canavarla nasıl mücadele eder, nasıl kapar, bunu bilen yok. Baba parayı nasıl kazanır, günü nasıl geçer, nel­er yaşar bilen yok. İşte bu telaş, yorgun­luk ve tükenmişlikten sonra eve gelen babada çoğu zaman ne çocuğunun saçını okşayacak enerji, ne eşine güzel söz edecek moral kalıyor.Derler ki, “erkek bulur, kadınsa onu güzelleştirir.” Bir de başka bir şey söylemişler: “Erkek dün­yayı, kadınsa erkeği parmağında çevirir” diye… Dünyanın insanlık tarihi, uygar­lık tarihi de böyle başladı, böyle devam ediyor. Tekerleği icat eden, ateşi bulan insan, bugün baş döndürücü bir hızla teknoloji dünyasında takip edemeye­ceğimiz hızlı değişimleri sunuyor. Erkek egemen iş dünyasında büyük açılımlar, büyük yatırımlar, büyük transferler var. Dev gibi şirketler kuruluyor, dev gibi or­taklıklar oluşturuluyor. Dünya küçük bir köy oldu, her gün yeni pazarlar arayışın­dayız. Amerika’da üretilen bir bilgisayar aynı gün elimizde olabiliyor. Daha çok çalışıyor, daha çok üretiyoruz. Neredeyse işkolik olduk, deli gibi çalışıyoruz. Eme­kli oluyoruz, başka bir işte çalışmaya devam ediyoruz. Çocukları tatile, yazlığa gönderiyoruz, biz yine çalışmaya devam ediyoruz.

Çalış, çalış, çalış!

İşçisinden memuruna, sendik­acısından sanayicisine, sanatçısından sporcusuna kadar bütün bu amansız savaş, bütün bu delicesine yarış, bütün bu kazanılan paralar, girilen borçlar, çekilen krediler, heyecanlandıran yatırımlar, yemeyip/giymeyip yapılan tasarruflar, her şey ama her şey onlar için.

Masum bir gülümsemesiyle, “ba-ba” diyen sesiyle içimizi bir anda ısıtan o hayatın muhteşem varlıkları, çocuklar için.Onlara daha iyi bir gelecek bırakmak için.Bütün kaygılar da, bütün tutkular da, bütün korkular da, bütün umutlar da bunun için.Önemli olan baba olmakta değil aslında iyi bir baba olabilmektir.

Saygılarımla…

Comments

comments

Bu haber 8011 kez okundu.
Genel - 15:32 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.