İNSAN OLMAK ONURLU OLMAKTIR

Bir insan; hangi dinden, milletten, coğrafyadan, dilden, düşünceden ve anlayıştan olursa olsun, öncelikle insan olduğunun algılanması gerekir. İnsanların değerleri, inançları, olaylara bakış açıları farklı farklı olabilir. Bu farklılık bir ayrışma sebebi olmamalı, farklılıklar bir dayatma unsuru haline getirilmemeli, baskı nedeni olmamalıdır. İnsanları; sırf, kendi tercihlerinden, seçimlerinden dolayı yargılamamak, ön yargılı ve kişisel yaklaşmamak; insan zihninin […]
Genel - 15 Ocak 2018 10:24 A A

Bir insan; hangi dinden, milletten, coğrafyadan, dilden, düşünceden ve anlayıştan olursa olsun, öncelikle insan olduğunun algılanması gerekir.

İnsanların değerleri, inançları, olaylara bakış açıları farklı farklı olabilir. Bu farklılık bir ayrışma sebebi olmamalı, farklılıklar bir dayatma unsuru haline getirilmemeli, baskı nedeni olmamalıdır.

İnsanları; sırf, kendi tercihlerinden, seçimlerinden dolayı yargılamamak, ön yargılı ve kişisel yaklaşmamak; insan zihninin aydınlanması demektir. Aynı zamanda farklılıklara saygı, bir tutumdur, davranış biçimidir, dar bir görüş değildir.

Her birey, saygıya değer bir varlıktır bu nedenle hiç kimse, kendinden faklı olanı hor görmeye, ötelemeye hakkı yoktur.

İnsanların; değerleri, yaşam tarzları, olaylara bakış açısı, inançları, beklentileri, zevkleri ve dünyayı algılama ve yorumlama şekilleri farklı olabilir. Bunlar, dünya hayatının zenginlikleridir.

Bu nedenle; toplum yaşamında olsun, ikili ilişkilerde olsun, olaylara bakış açıları farklı farklı olabilir.

Bu farklılık bir ayrışma sebebi olmamalı, farklılıklar zenginliğimiz olmalı. Hiç kimsenin var olma ve kendini tanımlama hakkını görmemezlikten gelemezsin. Ne sevgi ne saygı, hiç biri, hiç kimsenin tekelinde değildir.

Farklılıklara tahammülü olmayan insanların, muhakkak kişilik problemleri vardır. Bencil olurlar, paylaşım duygusundan yoksun ve sevgi anlayışları kısırdır. Birey olamamışlardır ben merkezli yaşarlar, cesur değillerdir. En küçük bir çatışmada çirkinleşirler, korkaktırlar. Yenilikten, bilimden, sanattan korkarlar. Bu korku insani algılarımıza perde çeker. Biz ancak “kendimizin, insanlığın, çevremizin farkında lığına” vardığımızda bu perdeler içeriden açılır. O zaman ”gönlümüz, aklımız” insanların değerlerini; renkleriyle, dilleriyle, cinsiyetleriyle ve maddi güçleriyle ölçmekten vazgeçtiğinde, bu dünya yaşanılası bir yer olacaktır. İnsanların yaşam tarzlarına müdahale etmenin, dışlamanın insan onuruna yakışmadığını, insana saygının bir erdem olduğunu anlayan insanlar; hayatın içinde ”farklılıklara saygının” bir kültür olduğunu benimsemişlerdir.

Birçok insan; hiç kimsenin ya da hiçbir görüşün etkisi altında kalmadan, olayları olması gerektiği gibi objektif değerlendirmek ve yorumlamak olgunluğuna, bilgeliğine sahip değildir.

Özellikle kendi düşüncesi konusunda fanatik, eleştiriyi kaldıramayan, insanlara zarar veren, empati yoksunu insanların verdiği zarar tahminler ötesidir. Tarafsızlığın, renksizliğin, vurdumduymazlığın, neme lazımcılığın kurbanı yüz binlerce insan var. Çağımız okur-yazar çağı, gel gör ki insanların vicdan ve merhametleri kör ve sağır, onlarında okulu yok…

Aslında, dışımızda gördüğümüz şeyler de içimizdekilerin aynısıdır. Bu gerçeğe bu kadar aykırı bir yaşam sürmemizin nedeni, kendi dışımızda ki her şeyi gerçek sayıp, içimizde ki dünyaya söz hakkı vermememizdir. Oysa insan bir kez işin bilincine vardı mı, çoğunluğun izlediği yolu seçmesi diye bir şey söz konusu olamaz. O zaman bunu kader, yazgı diye de kabul etmez. Yeter ki bir kez olsun içinde ki dinamiklerle yaşamını buluştursun.

Ne olursa olsun; karşımızda ki insanın fikri, düşüncesi, tercihleri bir başkasının yaşamını yok etmeye yönelik olmadığı sürece, bir arada yaşamanın muhakkak yolu vardır; yeter ki önce insan olalım.

İnsan olmak onurlu olmaktır.

Comments

comments

Bu haber 7963 kez okundu.
Genel - 10:24 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.