TABURCU

Neden Türk hekimleri hastalarını iyileştirdikten sonra ‘’taburcu’’ ederler; ‘’gitsin’’, ‘’evci’’ gibi kelimeler kullanmazlar, hiç aklımıza gelmedi değil mi? İşte bu soruların cevabı. Çanakkale zaferinin ruhunda saklı. Yaralanan askerlerin hepsi iyileştikten sonra tekrar taburuna savaş meydanına gitmiştir. Yaralılar iyileştirilir, tabip komutan sırayla hastalarını dolaşır. Hastanede, kışlada, revirde, cephede, çadırda, savaşta kıyamet kopmaktadır. Tabip subay iyileşenleri, tekrar silah tutabilecekleri […]
Genel - 18 Mart 2019 23:02 A A

Neden Türk hekimleri hastalarını iyileştirdikten sonra ‘’taburcu’’ ederler; ‘’gitsin’’, ‘’evci’’ gibi kelimeler kullanmazlar, hiç aklımıza gelmedi değil mi?

İşte bu soruların cevabı. Çanakkale zaferinin ruhunda saklı. Yaralanan askerlerin hepsi iyileştikten sonra tekrar taburuna savaş meydanına gitmiştir.

Yaralılar iyileştirilir, tabip komutan sırayla hastalarını dolaşır.

Hastanede, kışlada, revirde, cephede, çadırda, savaşta kıyamet kopmaktadır.

Tabip subay iyileşenleri, tekrar silah tutabilecekleri savaşa, yani taburlarına yollar, kısacası ‘’taburcu’’ eder.

İyileşenler eve gitmez, taburlarına gider.

Başka hiçbir milletin, ülkenin hastanesinde, hastalar iyileştiklerinde ‘’taburuna yollanmaz, taburcu’’ edilmez.

Bu Milletin damarlarındaki asil kanı muhafaza etmek için toplumsal farkındalığın hizmetine girecek şahısların, kurumların artması lazım.

Çanakkale savaşı tüm şiddetiyle devam ederken, cephe gerisinde en çok ihtiyaç duyulan şey ağrı kesiciydi.

Sedyeciler hiç durmadan cepheden yaralı taşımaktadır. Doktorlar, yaşama şansı olan askerlerle ilgilebilmekte, son derece az olan ağrı kesici iğnelerden yapabilmektedir. Her askerin başında saatlerce durmayı, yaralarını en büyüğünden en küçüğüne kadar tek tek elden geçirmeyi hepsi de gönülden arzulamaktadır ama buna olanak yoktur.

Yaşama ihtimali olan yaralılara morfin yapılıp diğerlerine çok kıymetli olan şırınga enjekte edilmiyordu.

Bir doktor, ayağı kopmak üzere olan ve bağırsakları dışarı taşmış bir halde sedyeyle önüne getirilen askeri görünce, taşıyıcılara seslenir: Bunu kaldırın”… Bu sözü, savaşın her günü kim bilir kaç kez söylemektedir: “Bunu kaldırın”…

O an, can çekişmekte olan asker inilti halinde seslenir: “Baba”… Tanık olduğu bu olayı anılarında anlatacak olan Salih Dörtbudak ve öteki doktorlar, duydukları bu ses karşısında taş kesilmişcesine duran arkadaşları Tarık Nusret’e bakarlar.

Doktor Tarık Nusret , çaresizlik içinde oğlunun kanlı yüzünü siler ve sedyecilere şunu söyler: “Bunu gölge bir yere kaldırın!

Her gün onlarca defa söylediği sözde, oğlu için istediği tek ayrıcalık “gölge bir yer”dir!

Nice sonra oğlunun yanına giden Doktor Tarık Nusret son nefesini vermiş olan oğlunun kanlı yüzünü silerek şöyle der; ” beni affet, babanı bağışla, bunu sana yapamazdım… o senin hakkın değildi, o senin hakkın degildi

İşte bu topraklar hakkı olmadığı için bir ağrı kesiciyi evladından esirgeyenler tarafından armağan edilmiştir..

Oturduğu koltuğu babasının çiftliğine sürer gibi sürenler, siz binlerce yıl cehennemde kalsanız bir ağrı kesici iğnenin hesabını veremezsiniz… tek bir toplu iğnenin, bir tek not kağıdının hesabını gütmezseniz, yetim hakkını kollamazsanız, cennet ülkemin imkanlarını kendi seyrine sefer ederseniz bu necip milletin iki eli iki cihanda yakanızda olur..

 

Comments

comments

Bu haber 4861 kez okundu.
Genel - 23:02 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.