“SEÇİLMİŞ”;TAHTEREVALLİ”NİN “ŞEHİR TARAFI” NA OTURANDIR..

“Başlık parası için köyün ağasına kuma gitmeye zorlanan zavallı kız gibi bekleyen ‘Şeker Fabrikası’na benziyor ruh hâlim… Babama mı kızsam, ağaya mı bilemiyorum. ‘Memleketin nankör Evlatları’na kahrediyorum. O kadar…” diye özetleyi vermişti Mehmet Atılgan… Hakikaten gönülsüz ve zorla “kuma” verdik. “Gitmeye gidecekte bari kaderi iyi olsun” temennisindeyiz hala da bu da, havada kalacağa benziyor.  Taliplilerinden hiç olmasa “halden […]
Köşe Yazarları - 17 Ocak 2019 23:02 A A

“Başlık parası için köyün ağasına kuma gitmeye zorlanan zavallı kız gibi bekleyen ‘Şeker Fabrikası’na benziyor ruh hâlim… Babama mı kızsam, ağaya mı bilemiyorum. Memleketin nankör Evlatları’na kahrediyorum. O kadar…” diye özetleyi vermişti Mehmet Atılgan…

Hakikaten gönülsüz ve zorla “kuma” verdik.

“Gitmeye gidecekte bari kaderi iyi olsun” temennisindeyiz hala da bu da, havada kalacağa benziyor.

 Taliplilerinden hiç olmasa “halden bileni”ni arar oldu gözlerimiz.

“şekerimiz”le hiç tanışmadığı için onu “cargill ayısı”nın pençelerine atıp kendine de yar etmeyip,“gerdeğe başkalarını sokacak”, “aracı simsarı”da olmasın diye dua edenlerimiz bile oldu.

Kuma verdik vermesine emmisi-dayısı hayırlı hayırsız hiç sahipleneni olmayışı tam bir “destan” konusu olma yolunda, “bir yaprak” ayırdı şimdiden, “Kırşehir tarihi” ciltleri içinde.

Her ne kadar tüm Kırşehir, emmisi -dayısı, kavim gardaşı ise de, tüm bunların vekâletin olduğu “vekiller” ve de “Şehri- Emini”ni vardı.

Hasebiyle bu işin “amel Defteri”ndeydiler..

 

***

ŞEKER”,ÖĞRETTİ Kİ; YANANIM OLSAYDI DA YANMAZSA YANMASAYDI”

Ve bir yurttaş olarak perşembe günü tüm dikkatim Özelleştirme İdaresi Resmi Web Sayfası’ndan ayrılamamıştı.

Kırşehir Şeker için, teklif verme süresi geçen yıl 3 Nisan‘da dolmasına karşın, hangi yatırımcıların teklif verdiğini kamuoyuna ilk defa duyurulmayarak “gizlendi”.  Teklif veren iki firmadan da, kendileri duyurduğu için haberimiz oldu. İhalenin sonucu açıklandığında gördük ki,  11 taliplisi varmış.

Tarih 6 Nisan’dı ve öğle saatlerinde bir duyuru düştü. ÖİB duyurusuna göre; “Bor Şeker Fabrikası için saat 16.00’da; Kırşehir Fabrikası için de saat 17:00’de nihai pazarlık görüşmesi” yapacaktı. Ancak ihalenin kamuoyuna ve canlı yayınlara açık olup olmadığı da duyuruda belirtilmedi. Ve bir gün içinde oldubitti her şey…

Ama gözler bazı Kırşehirli çiftçiler ve sendikacılar arasında memleketin “seçilmiş Vekilleri”ni ve “Şehri Emini”ni arasa da yoktular.

Anlayacağınız bizim “şeker”imizin; kentteki siyasi temsilcilerinin hiç birisini  göremedik., Oysa bazı  yerlerin siyasilerinin Ak Partili de olsalar  itiraz seslerinin yükseldiğine de tanık olmuştuk.

Anlayacağınız bizim “şeker”imizin   ne emmisi, ne dayısı, ne de kavim gardaşı bu uğurlamaya dahi  gelmemişlerdi.

Belki de “vilayetken kaza yapılmasının faciası”ndan ağzı yanıp, “hükümetle ters düşmeyelim” diye “hükümet partisine silme vekil veren” bu şehir ilk defa “yananım olsaydı da yanmazsa yanmasaydı”dercesine bir “muhalif seçilmiş ”  yokluğunu derinden hissetti.

Hatırladım da bu “şeker” bize; Kırşehir’in dönemin hükümetine şaşı baktığımız, muhalefet ettiğimiz 1990’larda”, “bir seçimin şekeri” olarak “seçim rüşveti”gibi tepsi de sunulmuştu…

***

Sorun özelleştirmeye karşı “olmak” ya da “olmamak” ikileminde bir “kör döğüşü tarafgirlik” ile tartışmanın çok ötesindeydi.…

Ne ürettiği sadece “şeker”, ne de “istihdam’ı da sadece “fabrika işçileri” değildi.

“200 bin pancar üreticisi aile”,”25 bin fabrika işçisi” Orta Anadolu bozkırlarına aile boyu çapaya gelen Güneydoğulu tarla emekçileri…   

50-60 bin mevsimlik işçi,

Orta Anadolu köylerini “insansız” bırakmaya, pancar üreticilerini de köylerini terk etmeye iten bir manzaranın düşünülmesi bile bir “kâbus”du..

Cargill’in Ocak 2018’de yayımladığı ve hükümete sunduğu kritik raporun hemen ardından şekerde özelleştirilmeye gidilmesinin soru işaretleri ürkütücü..

Bu ürküntü AKP içinde de tahminlerin ötesinde mevcuttu ama “tepe”ye ters düşüp “siyasi ikbal”lerini tehlikeye atamazlardı.

Çok daha önemlisi  parti içinde  “istişareler”le, “karar”lar verildiği günlerin eski partisi olmaktan çok ama çok uzaklaşılmıştı.

STK OLARAK; TSO MASAYA YATIRMIŞTI

 Bu durum  sadece AKP’li siyasetçilerde yaşanmıyor,MHP de içine girdiği “ittifak” nedeniyle söyleyeceklerini söyleyemiyordu…

Şimdi Belediye Başkanı aday olan Selahaatin Ekicioğlu’nun Başkanlığını yaptığı Kırşehir Ticaret Odasında; “şeker”in masaya yatırıldığı bir toplantı da, çağrılı İl Başkanları düşüncelerini açıklarken, “AKP İl Başkanlığı”, “katılamayacağı”nı bildirmişti

MALİYE BAKANININ “U” DÖNÜŞÜ

20 Eylül 2016 da, Çorum Şeker Fabrikası‘nın “2016-2017 pancar alım kampanyasının açılış töreni”nde, “Bakan” bulunan Maliye bakanı Nami Ağbal’ın Anadolu Ajansa düşen o günkü konuşması aynen şöyleydi:

“Şeker sektörünün özelleştirilmesi, özelleştirme programında olan birçok şirketin özelleştirilmesinden çok farklı. Benim kanaatim bu. Yani TÜPRAŞ’ı özelleştirebilirsiniz, orada bir şirket var. Mega bir üretim fabrika ortamı var. Onun altında tarım üreticisi yok. Türk Telekom’u özelleştirebilirsiniz ama iş şeker fabrikalarının özelleştirilmesine geldi mi bu konuyu 40 kere düşünmemiz lazım.”

 

“MEMLEKETİN NANKÖR EVLADI! KALK VE MEMLEKETİNİ SAVUN!”

Milletin adamı” olarak lansa edilen Adnan Menderes’in şahane kinleriyle sonradan Yüksek Adalet Divanı önünde “fahiş bir hataydı” demiş olduğu, şu bizim memleketin vilayetken kaza yapılması olayında “bilerek mi ayarlandı?” bilinmez ama dönemin üçüncü Menderes hükümetinde Kırşehirli bir Adalet Bakanı vardı. Kırşehir’in kaza haline getirilmesi ve Vilayetliliğimizin  elinden alınması işte bu “Kırşehir Milletvekili ve de Adalet Bakanı” zamanında oldu.

Mecliste Kırşehir’in ilçe haline getirilmesi konuşulurken hükümet sıraları koltuğunda sessiz sessiz oturan bu Bakana ve haliyle Kırşehir Milletvekiline birileri ayağa kalkarak, işaret parmağıyla göstere göstere şöyle bağırır:

Ey memleketin nankör evladı! Kalk ve memleketini savun!”

Bu rahmetli, Kırşehir Milletvekili Çiçekdağlı hemşerimiz Osman Şevki Çiçekdağ’ının  ta kendisidir.

Allah taksiratını affetsin.. Adalet Bakanlığından ayrıldıktan bir süre sonrada kan kanseri için gittiği Amerika dönüşünde Ankara’da 21 Temmuz 1956 günü hak dünyaya yürüdü bizde şimdi Neşet Ertaş’ın tabiriyle “yalandan yüzümüze gülen ”, “yalan dünya”dayız.

Rahmetli belki “iyi işler”de yapmıştır. Ama Kırşehir’de zamanında bizleri temsil ettiği topraklarda maalesef ki “Demokrasi Gaziliğimiz” de bu “elim hadise”nin, “içinde”ki duruşuyla anılır ve bilinir.

Şöyle bir siyasi tarihimize dönün bakın istisnalar dışında Türkiye aynı zamanda siyasi partiler mezarlığıdır. Osman Bölükbaşı’nın bağrım Karaca Ahmet mezarlığına döndü”  dediği gibi ülkemizin bu konuda siyasi tarihi de böyle.

“PARTİCİLİKTE BİR YERE KADAR MAKULDÜR. LAKİN PARTİCİLİK UĞRUNA BİR YELE SELE KAPILIP…..”

Siyasi partiler birer hizmet araçlarıdır. Particilikte bir yere kadar makuldür. Lakin particilik uğruna bir yele sele kapılıp aklı mantığı bilimi karşıya alır şekilde bir kör iddia peşinde tarafgirlik noktasına uzanmamalı. Rahmetli Osman Şevki Çiçekdağ’nın Genel Başkanına ve Başbakanına hiç sorgulamadan ve hatta karşı çıkmadan bu konuda “katıksız biat etmesi” gibi olur sonuçları…

 “TEPEYE TERS DÜŞMEYELİMKAYGISI..

Ak Parti kurulduğu yıllardan 2007’lere kadar azalan bir seyir izlese de, ”istişare” ye çok büyük önem veriyor “insan kaynakları”nı çok güzel kullanıyor, akıllı beyinlerden istifade ediyor ama sonuçta kesinlikle bir ortak akıl düzlemini bir şekilde var ediyordu.

Bu durum giderek “kalfalıktan ustalığa” geçiş diye sunulsa da farklı sesler kesildi ve tüm teşkilatların üzerinde “tepeye ters düşmeyelim” kaygısı tutum ve davranışlarda belirleyici hale geldi.

TV açık oturumlarında bile parti yöneticilerinin katılım göstermemesi,  bunun yerine partiyi savunacak belirlenmiş isimlerin sahaya sürülmesi, dahası katılacaklara adı konmamış bir “blokaj” uygulanmasından, hatta milletvekillerinin dahası İl Başkanlarının bile bir çok konuda özgün açıklamalar ve röportajlardan kaçınması artık olağan bir durum oldu ki Türk siyasal yaşamımızda milletin pek alışkın olmadığı da bir durumdu…

 “TAHTEREVALLİ”NİN “ŞEHİR TARAFI”

  Küçükken “tahterevalli”ye binmiş sinizdir. Havada yükselip, inerek eğlendirir. İki ucundan biri inince diğeri kalkar.
İşte Belediye Başkanlığı ve Milletvekilliği; ortada kendi Genel Başkanı kendi Bakanı da olsa “tahterevalli”nin “şehir” tarafına oturandır.
Ne zamanki “makam”ının “gücü”nü “halk”tan aldığını unutur o zaman kıblesini kaybeder.

Galiba şimdi Kırşehir’in; yapıcı, samimi, etik, ama bir o kadarda “şehir tarafı”nda duruşunu sağlamaya ve “tahkim etme”ye daha çok ihtiyacı var.

İşin aslı “Seçilmiş – halk” ilişkini, “resmiyet- halk”ilişkisine dönüştüren ve kendi hemşerilerine zırhlanan seçilmişliğin, “memurlaşan” anlayışına yol verir, bu durumu da sorgulamazsak, “demokratik katılım Hakkı”ndan fiilen “feragat” etmiş oluruz.

Siyasetçinin “ikbal dengesi” mi, temsil ettiği “kentin geleceği” ve “iç barışıklığı” mı?

***

AK Parti’nin, derviş ruhlu bir siyaset öncüsü Ahi ustası’nın çırağına yaptığı gibi, 9 Kasım 2018’de bir gençlik toplantısında beklide özellikle söylemek lüzumu hissettiği bir hususu partili gençlere ibretlik öğütler olarak şöyle anlatıyordu:

Kibirle yol yürüyenler
Ne oldum havası içinde olanlar
Geldikleri yeri unutanlar
Millete kabadayılık ve efelik yapanlar
Asla başarılı olamayacaklardır..
Bir yerlerde tökezleyip kalacaklar…

Bunları değerlendirerek milletle yan yana olup gecesini gündüzüne katanlar kazanacak”

Comments

comments

Bu haber 9827 kez okundu.
Köşe Yazarları - 23:02 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.